Der ki...

    Der ki o, "Tanrı, büyük ve sonsuz güzüyle balçıktan yanakları gelinciğe, göğüsleri beyaz güle benzeyen güzeller yarattı. Bu güzelliğin değerlendirilip sevilmesi için de âşıkların gönüllerine ateşini yerleştirdi. Tanrı bu gönülleri üzüp can yakmayı da sever. Yarattığı âşıklara, güzellerin kahırlarına da katlanma gücü verir. Güzeli ve güzel seven gönülleri yaratmış olduğuna göre yüce Tanrı'nın âşıklara günah yazmasına ve onları dünyada cehennem ateşine atmasına şaşmamak gerek." Fuzûlî'nin öngördüğü bu süreç bir kulluk sınavıdır âdeta; âşık orada başarılı olursa aşk cehenneminden vuslat cennetine geçebilir. Ne ki, cennete girmek için önce ateşte yanarak temizlenmek gerekir. Aşk öyle bir ateştir ki ruhları bin türlü kirinden arıtır. Ona göre, aşk ateşi yaktıkça âşıka itibar kazandırır ve rütbesini arttırır. Aşk işinde başarılı olmak, sevgilinin iltifatını ve aşkını kazanmak için, bu yanışın derinlikli olması gerekir. Ne kadar çok yanarsa âşık, o kadar pişer bu meydanda. Çünkü bütün dertlerin çaresi aşktır, ötesi büyük bir boşluk...

   Yine der ki: "Bendeki aşk yeteneği Mecnûn'dan daha fazladır. Oysa âşık diye onun adı çıkmış bir kere." Bütün zamanların aşkları birbirine benzer şüphesiz ve bütün zamanlarda âşıklar birbirlerinden devralırlar bayrağı. Adem'le Havva'dan kalan kurallar geçerlidir hâlâ bu yarışmada ve Ferhadlar, Keremler, Vamıklar, Salamanlar, Romeoların adı yazılı olan şeref listesinin en başında kendi adının bulunmasanı isteyendir o. Bir ömrü bu ideal uğruna yaşamak kaç kula nasip olur dersiniz efendiler?!.. İşte bu yüzden Fuzûli gerçek aşkın âşıkıdır. "Dünya halkına bir şiir sofrası açtım." der bir şiirinde ve devam eder. "O sofrada her türlü nimetlerin çeşit çeşit zevkleri vardır. Bana gelen misafir ister Türk, ister Arap, ister Acem olsun, asla mahçup olmam. Çünkü sofram o derece tamamdır. Kim isterse gelsin ve ne isterse yesin bu nimet eksilmez." Mezopotamya toğrağına, Babilli bilgelere yakışan bir cömertlik, Arşiya Akeldan adına bir âlicenaplık ve üst üste sayısız medeniyetin birikiminden ilham alan bir yüksek kültür sofrasıdır onunki. Şiire yansıdığı zaman bütün bir Şark şiirinin en rafine sözlerini aktarır ve bütün o sözler aşkta düğümlenir. "İlimsiz şiir, temeli olmayan duvar gibidir." der o, "Ve temelsiz duvar asla sağlam sayılmaz, erken yıkılır." diye sürdürür sözünü. Bunu için bilimlerin pek çoğunu uzmanlık derecesinde öğrenmişti zaten. Mantık hendese, astronomi, tıp gibi pozitif bilimler ile tefsir, hadis, kelâm, fıkıh gibi dinî bilimler bunlardandır. Yine de aşkı ilimden üstün tutar ve gönlü akla tercih eder...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder