Ben Sosyal Alkoliğim :)

 "Benim adım Cemil." "Koş Sevim koş."

Melancholy Man



I'm a melancholy man, that's what I am,
All the world surrounds me, and my feet are on the ground.
I'm a very lonely man, doing what I can,
All the world astounds me and I think I understand
That we're going to keep growing, wait and see.

When all the stars are falling down
Into the sea and on the ground,
And angry voices carry on the wind,
A beam of light will fill your head
And you'll remember what's been said
By all the good men this world's ever known.
Another man is what you'll see,
Who looks like you and looks like me,
And yet somehow he will not feel the same,
His life caught up in misery, he doesn't think like you and me,
'Cause he can't see what you and I can see.

Badem - Bir An İçin Ümitlendim




Yüregim buz kitasi ellerim dal parcasi
Hangisi önce kirildi hangisi saglam kaldi
Cek kopar icimi saran
Kabuk kabuk yaralari
Hadi al götür icimde kalan o zehirli anilari

Yagmurum ol sulansin gözlerim
Her damlada tassin nehirlerim
Hic gitme hep kal isterim
Okyanus olsun yüregim yüregim

Bir an icin ümitlendim
Belki benim olursun diye
Yalan aski kabullendim
Yalan olsanda gel yine

Bir an icin ümitlendim
Belki beni seversin diye
Yalan aska gögüs gerdim
Rüzgarim ol es yine

Gözlerin kalp agrisi
Sözlerin ask sancisi
Hangisi önce acidi hangisi kirik kaldi

Yagmurum ol sulansin gözlerim
Her damlada tassin nehirlerim
Hic gitme hep kal isterim
Okyanus olsun yüregim yüregim

Bir an icin ümitlendim
Belki benim olursun diye
Yalan aski kabullendim
Yalan olsanda gel yine...

Bir an icin ümitlendim
Belki beni seversin diye
Yalan aska gögüs gerdim
Rüzgarim ol es yine

Der ki...

    Der ki o, "Tanrı, büyük ve sonsuz güzüyle balçıktan yanakları gelinciğe, göğüsleri beyaz güle benzeyen güzeller yarattı. Bu güzelliğin değerlendirilip sevilmesi için de âşıkların gönüllerine ateşini yerleştirdi. Tanrı bu gönülleri üzüp can yakmayı da sever. Yarattığı âşıklara, güzellerin kahırlarına da katlanma gücü verir. Güzeli ve güzel seven gönülleri yaratmış olduğuna göre yüce Tanrı'nın âşıklara günah yazmasına ve onları dünyada cehennem ateşine atmasına şaşmamak gerek." Fuzûlî'nin öngördüğü bu süreç bir kulluk sınavıdır âdeta; âşık orada başarılı olursa aşk cehenneminden vuslat cennetine geçebilir. Ne ki, cennete girmek için önce ateşte yanarak temizlenmek gerekir. Aşk öyle bir ateştir ki ruhları bin türlü kirinden arıtır. Ona göre, aşk ateşi yaktıkça âşıka itibar kazandırır ve rütbesini arttırır. Aşk işinde başarılı olmak, sevgilinin iltifatını ve aşkını kazanmak için, bu yanışın derinlikli olması gerekir. Ne kadar çok yanarsa âşık, o kadar pişer bu meydanda. Çünkü bütün dertlerin çaresi aşktır, ötesi büyük bir boşluk...

   Yine der ki: "Bendeki aşk yeteneği Mecnûn'dan daha fazladır. Oysa âşık diye onun adı çıkmış bir kere." Bütün zamanların aşkları birbirine benzer şüphesiz ve bütün zamanlarda âşıklar birbirlerinden devralırlar bayrağı. Adem'le Havva'dan kalan kurallar geçerlidir hâlâ bu yarışmada ve Ferhadlar, Keremler, Vamıklar, Salamanlar, Romeoların adı yazılı olan şeref listesinin en başında kendi adının bulunmasanı isteyendir o. Bir ömrü bu ideal uğruna yaşamak kaç kula nasip olur dersiniz efendiler?!.. İşte bu yüzden Fuzûli gerçek aşkın âşıkıdır. "Dünya halkına bir şiir sofrası açtım." der bir şiirinde ve devam eder. "O sofrada her türlü nimetlerin çeşit çeşit zevkleri vardır. Bana gelen misafir ister Türk, ister Arap, ister Acem olsun, asla mahçup olmam. Çünkü sofram o derece tamamdır. Kim isterse gelsin ve ne isterse yesin bu nimet eksilmez." Mezopotamya toğrağına, Babilli bilgelere yakışan bir cömertlik, Arşiya Akeldan adına bir âlicenaplık ve üst üste sayısız medeniyetin birikiminden ilham alan bir yüksek kültür sofrasıdır onunki. Şiire yansıdığı zaman bütün bir Şark şiirinin en rafine sözlerini aktarır ve bütün o sözler aşkta düğümlenir. "İlimsiz şiir, temeli olmayan duvar gibidir." der o, "Ve temelsiz duvar asla sağlam sayılmaz, erken yıkılır." diye sürdürür sözünü. Bunu için bilimlerin pek çoğunu uzmanlık derecesinde öğrenmişti zaten. Mantık hendese, astronomi, tıp gibi pozitif bilimler ile tefsir, hadis, kelâm, fıkıh gibi dinî bilimler bunlardandır. Yine de aşkı ilimden üstün tutar ve gönlü akla tercih eder...
Önemli olan sevgili değil, bizzat aşkın kendisidir. Onun aşk ile olan bağı, şiiri süsleyen ve güzelleştiren bir konu olmasıyla değil, bilâkis varlığın anlamını seyrettiği bir ayna olmasıyla pekişir. Bir ışık, bir renk, bir heyecandır onda aşkın anlamı ve hayatı yaşanılır kılmak ancak aşk ile mümkündür. Ona göre bir aşka, ancak aşk olduğu için âşık olunabilir; gerisi kuru laftan ve asılsız görüntüden ibarettir. Sevgilinin kimliği, ister sufiler gibi Tanrısal, ister ozanlar gibi tensel olsun, değeri yoktur onun için. Kendi aşkı için kendi soyut sevgilisini de zihninde yaratır o ve ona aşk deseninden ruh biçer, güzellik kumaşından giysi dike. Güzel öyle güzelleşir ki onun dizelerinde, her âşık orada kendi sevdiği güzeli bulur, kendi aşk serüveninin acılarını, ayrılıklarını,hasretlerini hisseder. O, aşkın acı ve ıstırabını anlatır durmadan. Ayrılık dert ve üzüntüyü arar her dizesinde; kavuşmayı, neşeyi ve mutluluğu istemez, basit görür onları. Acı çekmekle olgunlaşacağına, yüceleceğine inanır insanın ve kendisi de acı çekmekte özge bir zevk bulur. Hamuru aşk ile yoğurulmuş birisi için bu pek de zor olmasa gerek. Aşk için geldiği dünyada yine aşk ile hüküm sürmek...
Üstad Fuzûli'ye göre âşık bir pervanedir; nasıl pervane ateşi görünce kendini o ateşte yakmak isterse, âşık da kendini aşka atıp öylece yanmalıdır...

Şimdi dönerse kabul eder misin ?

Hayır!
Onsuzluğa o kadar çok alıştım ki;
Artık aklıma geldiği an ağlamıyorum,sadece tebessüm ediyorum...
Çünkü yokluğuna mahkum ederken beni yaşadığımın farkında değildim,
Ben onu düşlerken gülünecek şarkılarda dahi ağladım,
Elleri saçlarımda kaybolmalıydı, başka tenlere dokunmak yerine...
Gittiği an yüreğim sanki avuçlarında sıkılırmış gibi acıdı,
Öyle tarifsiz bir acıydı ki yaşadığım o an aklıma her geldiğinde titriyorum,
geceleri uykusuzluğu tattım, uyku hapları dahi baş edemedi benimle.

(Peki onu hala seviyor musun ?)

İlk günkü gibi saf,temiz...
Göz kapaklarımdan öperdi beni...
O benim yüreğimdeki kentin sahibiydi,ruhum onundu...
Düşlediğim her yarınım da dahi başrol oydu.

Bana fedakarlıktan bahsetme, ben çok sevdim onundum,
Şu lanet hayattan dilediğim tek şey aynı çatı altında,
Dizlerimizin dibinde yaşlanmaktı,
Yüzümdeki çizgileri sorduklarında adını anmalıydım anlamım oydu...
Aşk başkalarına tebessüm edip mutluluk vaad ederken
Sırtında gizlediği 'ayrılığı' yüzüme vurdu...
Onsuz geçirdiğim her geceyi sayfalara ağlıyorum ona kelimelerde sarılıyor,
Kirpiklerini satır arasındaki boşluklarda sessizce öpüyorum...

Biliyor musun ? O gitiiğinden bugüne dek
Toprak yağmur tanelerine karışarak,
Artık eskisi gibi büyüleyici kokmayı beceremiyor...
Bu yüzden pencerede beslediğim tüm çiçekleri susuzluğa mahkum ettim...

Susuyorum haftalarca,aylarca
Bir konuşursam eğer tüm alfabeyi intihara sürükleyebilirim,
Çünkü; uğruna ömrümü heba ettiğim bedenin terleri şimdi başka tenlerde...

(Üzülme mutlu ol)

Mutluluğumu da çalıp gitti, hatıralarıyla savaşmaya terketti !!!
Sesi güzeldi ona yazdığım şarkıyı fısıldardı geceleri,
O an yatağımız cennetten bize ayrılan bir bahçeydi,
Adeta tanrı bizi cennetle ödüllendirirdi,
Utanmazdık sevişirken... unutamazdık o anı...
Hayat 'bazen öyle adaletsiz davranıyor ki,
Kendimi tüm sevenleri öldürmüşüm gibi suçlu hissediyorum.

Oysa o sadece gitmişti!
Öyle mükemmel öyle kusursuzdu ki gidişi
kıyameti aratmadı... Surumu üfledi...
Ve ben artık sabahları yeni güne uyanmıyorum,
Hüzünleri giyiniyor, hatıralarına sarılarak,
Acının çemberinde kıvranıyorum sahipsizce...

(Unutmalısın...)

Alıştım,yokluğuna,darbeler daha çok olgunlaştırdı beni...
Korkusuz bir savaşçı gibiyim adeta ayrılığın peydahlıdığı tüm acılarla savaşıyorum...
Avunabileceğim aşk kırıntıları dahi yok ve bu yüzden,
savaşı kaybetmekten korkmuyorum!

Biliyorum, acınacak haldeyim,
Eğme başını,ağlama ne olur düşünme beni,
Tanrıya yazdığım mektubun cevabı azrailin ellerinde şimdi...
Tüm intihar çeşitleri gülümsüyorlar bana,
Şeytan onun kıllığında kollarını açıp bekliyor beni...
Uyumalıyım,ebediyen,bel ki de düşlerde düşer dizlerime,
Vakti geldi gitmeliyim artık geç kalmamam gerek...

Hoşçakal... Aşk...
Hoşçakal... Ömrüm...
Hoşçakal... Saçlarında öldüğüm....
Duruyorum ve bekliyorum. Olacakları bekliyorum. Kâh "olacaklar olur" diyorum ve kendimi teselliye çalışıyorum, kâh "olacak böyle olmasın" diyorum, ıstıraba düşüyorum. Ramazan hilâlini düşünüyorum. Onun için bazen sevgilinin kaşı, bazen de aşkın mihrabı derler. Oysa bir hilâl bir dolunaya göre nedir ki?!.. İnsanlar ne kadar garip; tamlığın değil de eksikliğin yolunu gözlüyor ve gitgide eksilen hilâli yeniden gördüğü zaman oruç tutuyor, bayram yapıyor, ay başlatıyor, yıl başlatıyor...